Şangay beşlisi görevini bitirdiğini telsizden "Beyaz Kale evine dönüyor" mesajını geçti. Bundan 48 saat önce başlayan operasyon ile kurtarılmıştı. Operasyonun yürüten ekip üyeleri asla gerçek isimlerini kullanmadı. Operasyonda kompartman usulü dedikleri bir yol kullanıldı. üyelerin takma adları şöyleydi; "Beyaz At","Beyaz Fil","Siyah At","Siyah Fil" ve operasyonu yöneten "Beyaz Vezir".
Kırk sekiz saat önce Şangay, Çin'de batılı devletlerin yaptığı operasyonlardan daha güçlü bir hal almıştı. Halk Kurtuluş Ordusu'na bağlı Şangay'daki Özel Haber Alma Tugay komutanını anganje etmişti. Çin Halk Cumhuriyeti Halk Kurtuluş Ordusu'ndan bir tuğgeneral'in taraf değiştirmesini sağlamak Beyaz Kale'yi paha biçilemez yapmıştı. Bu durumda önüne gelen dosyaya hayır diyemezdi. Bu sebeple yerel unsurlar ile görüşmeler yapmaya karar verdi, Çin operasyon yapmak için çok fazla kendi içine kapalıydı.
Kırk yedi saat öncesinde; İlk yerel unsurla görüştüler. Kara Nilüfer Tugay isimli oluşum silahlı müdahale durumunda ciddi bir destek vereceklerini ilettiler.
Bu işte olacaklar için iki buçuk milyon dolar istiyorlardı. Pazarlık yapmadan doğruca eğer yapılan plana uygun hareket ederlerse bu miktar normal bir miktar diye belirtti merkez.
Kırk altı saat öncesinde ise ikinci yerel unsur ile toplantı yapıldı. Bu yerel unsur bilgi güvenliği ve siber güvenlik alanında gerçekten kaliteli işler yapmıştı. Hatta Çin'de bulabileceğimiz en iyi bilgi ve siber güvenlik unsurlarından birisiydi. Bu unsur kesinlikle çalışılması gereken bir oluşumdu.İsimsiz Dosya anlamına gelen bir isileri vardı, temasta kalmak üzere ayrıldık.
Kırk bir saat önce köklü bir gelenek olan geleneksel çin mafyası Triad'dan birisi ile görüşülecekti diye randevulaşıldı. Buluşma anında Triad üyeleri aniden çıkan silahlı çatışmada öldürüldüler. Sonuçsuz kalan bir çaba ekibe zaman kaybettirdi.
Ekip, Çin sınırları içindeki kalabilecekleri otuz dokuz saat kala Kara Nilüfer Tugay'ından Haber geldi; Gerekli noktalara yerleştiklerini ilettiler. Otuz sekiz saat kala İsimsiz Dosya ekiple irtibata geçti. İstedikleri sadece para değil aynı zamanda bilgi de istiyorlardı. Batıdaki bazı entelijansiya(aydın grupları) içinde bilgi toplayan Çİn Halk Cumhuriyeti Devlet Güvenlik Bakanlığı elemanlarını istiyorlardı. Paranın yanında devede kulak kalan bir istekti bu. Bu sebeple akıl danışmak için merkez ile irtibat kurdu Şangay Beşlisi.
Otuz dört saat kala İsimsiz Dosya ekip ile irtibata geçti. Birlikte çalışmak için karar vermelerini istedi ve dört saat süre verdi. Bu sürenin sonunda çalışma şansımız kalmayacak diye belirttiler.
Dört saat vardı ekibin önünde; Siyah ekip başka bir yerel ortak bulunabilir mi diye araştırmaya koyuldu, beyaz ekip ise merkez ile durumu değerlendirme ve ikinci seçeneğini şekillendirmeye çalışıyorlardı. İlk bir saat hızlı geçti, sonraki iki saat daha hızlı geçti. Son bir saat ise beyaz ekip istihbaratı vermeyi uygun görmüştü, siyah ekip ise İsimsiz Dosya ile yeniden irtibata geçmeye çalışıyorlardı.
Otuz saat kala İsimsiz Dosya yeniden irtibata geçti. Teklif için son kere sorduklarını belirttiler. Şangay Beşlisi'nin lideri beyaz vezir istedikleri konusunda anlaştıklarını söyledi. Peki İsimsiz Dosya'da Şangay'daki operasyon boyunca ekibin istediği kameraları kapatacak, gerekli alt yapıları gerektiği gibi manüple edebilecek miydi? İsimsiz Dosya şüphesiz, bunu yapabilecek Çin'de iki oluşum var. Birincisi Çin Halk Cumhuriyeti bakanlıkları, ikincisi İsimsiz Dosya. Elimizde sizi bir gün değil 1 ay saklamaya yarayacak kadar teknik donanım var. İstesek elimizdeki yamalanmamış güvenlik zaaafiyetleri ile Çin dışında ciddi bir servest elde ederiz. Biz Çin'in gerçek sahipleri ve efendileriyiz. Tahliye planını bize yollayın ve ona göre biz de alt yapıya sızma gerçekleştirelim.
Son yirmi dört saat kala tahliye planı İsimsiz Dosya'ya iletilmiş,Kara Nilüfer Tugayı silahlandırılmıştı. Kara Nilüfer Tugayı görev yapacakları sokaklarda ve caddelerde durumları süzüyorlardı. Sokak ve caddeleri iyice etüt ediyolardı, bu sayede hem kameralara yakalanmayacak hem de etraftaki sivillere. Kara Nilüfer Tugayı liman yolunu güvene almıştı. Son on altı saat kala liman da güvene alınmıştı Kara Nilüfer Tugay tarafından. Şimdi İsimsiz Dosya'nın yapması gerekenlerden ilkini yapması için irtibata geçildi. Kara Nilüfer Tugay'ının planın uyguladığı kısmı ile ilgili kamera ve diğer kayıt için kullanılan sensörlerden alınan bilgi sönce silinecek sonra üstünde sahte veri yazılacaktı. Bir saat sonra verilerin silindiği haberi geldi İsim Dosya'dan. Üç saat sorna ise operasyon sahasındaki kayıt aygıtlarının kayıt yapma özelliği kapatıldı haberi geldi. Son on iki saat çok hareketliydi.
Son on saat içinde Kara Nilüfer Tugayının ikinci rolüne başladı. Tuğgeneral'i evinden zor kullanarak aldılar. Daha önceden belirlenen rotayı takip ederek yola çıktılar. Ama bir sorun çıktı. Arabanın sinyal lambalarından birisi kırılmış ve kimse polis onları durdurmaya çalışana kadar fark etmemiş. Bu durumda ilk sağ çekip konuşmak veya ilk sağ çekip polisi vurmak arasında kaldılar. İlk sağ çektiler ve beklemeye başladılar. Formalite işlemlerden sonra, polis arabalarını begendiğini söyledi. Neden bakımlarını ihmal ediyorusnuz diye sordu. Çok çalıştıkları için zaman bulamadık dedi şöför Kara Nilüfer Tugayı elemanı. Bu olması gereken mazeret değil dedi ve beş bin yuan ceza kesti. Şöför ise bu bizim için önemli bir ders olacak dedi, teşekkür etti.
Şöför şehir içinde belirlenen rota ile limana vardığında 6 saat kalmıştı. Limanda, siyah ekip Tuğgeneral'i Kara Nilüfer Tugay elemanlarından teslim aldı. Tuğgeneral'e iyi misin? Bir isteğin var mı diye sordular. Tuğgeneral ile Beyaz Vezir limanda bir masada karşılıklı oturdular ve konuştular. Generale bütün planı baştan aşağı anlattılar. General onay verircesine tebessüm etti. General planın ikinci kısmı nedir diye sordu. Beyaz Vezir o kısımda ise sizinde bildiğiniz gibi buradan sizi sivil bir yük gemisi ile açık denize çıkartacağız. Sonrasında ise helikopter ile daha da açıkta duran savaş gemisine teslim edeceğiz. General başı ile onayladı.
Son bir saat kala Tuğgeneral'i gemiye bindirme kararı alınd Beyaz Vezir tarafından. Buna paralel olarak geminin ayrılma zamanını erkene aldı. Şangay beşlisi de ayrılıyordu aynı zamanda. Tam gemi düdüğünü öttürdü ayrıldığına dair, gemiye yakın bir noktaya havan atışı isabet etti. Gemi hasar almadı ama ciddi bir uyarı sayılabilirdi. Telefon ile Kara Nilüfer Tugayı'na haber verdi. Limanda gizlenmiş Tugay üyeleri limana doğru gelen Kızıl Muhafızlara ateş açmaya başladılar. Kızıl Muhafızlar'ın piyadeler önden giderek çok kayıp verdiler ama gereken mevzi bilgisini ve düşmanın ateş gücünü az çok test etmiş oldular. En arkadan ise 2 tank gelmişti. Kara Nilüfer Tugay'nın işi zora girmişti. Yarım saat sonra gemi paketi helikoptere verecek konuma gelmişti. Paket helikoptere verildi. Sorunsuz iki saatlik yolculuk ile savaş gemisine varıldı. Görev başarıyla tamamlanmıştı.
24 Aralık 2019 Salı
26 Eylül 2019 Perşembe
Youtube Premium Music Reklamındaki Latin Esintili Şarkı
Şarkının adı Lele Pons - Celoso ve youtube'da bulunabilir.
Keyifli dinlemeler.
Keyifli dinlemeler.
Youtube Premium Music advertisement Song
Latinish song's name is Lele Pons - Celoso
You can find it on youtube.
24 Haziran 2019 Pazartesi
Sürünme Antremanları Bölüm 1
Bir arkadaşımın ağabeyinin vücut geliştirme antremanları için
kullandığı taktiği yazmak ve okumak pratiklerim sırasında yaşadığım
procrastination(erteleme) sorunu için uygulamak amacım.
Kaçan Kedi Büyük Olur Bölüm Bir
O gün kedilerin ne kadar büyük
bir talih yaratacaklarını gördüm. Daha önce bir partide tanıştığımız ve bir
süredir yazıştığım Elif ile çay içecektik. Elif, yirmili yaşlarında güzel ve
eğlenmesini bilen birisiydi, tam da aradığım kişiydi. Fiziki güzelliği hem
cinslerinde kıskançlık yaratırsa şaşırılmayacak bir kadındı, kilosunu kontrol
edebildiği kilo fazlalığı olmamasından anlaşılıyordu, bu kilo kontrol onu fazla
zayıf da olmaktan korumuş, bu sayede erkekler için rüyalarına davet etmek
isteyecekleri birisi yapıyordu. Ben davet etmekten fazlasını yaparak onu elde
etmek istiyordum, tabii muhtemelen rakibimin fazla olduğunu da hesaba
katıyordum, ne derler "Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır", bu
ssebepten sakin ve yavaştan ilerlettim ilişkimizi...
Bir sabah onu kafeye davet
ettim, davetimi geri çevirmedi ve kabul etti. O sabah en pahalı parfümümü
kullandım ve en pahalı takım elbesimi giydim. Onun karşısında tam anlamıyla bir
beyfendi imajı çizmek istiyordum. Evden çıkmadan kedimin mamasını kontrol ettim
ve çıktım.
Yol boyunca onunla kuracağım
muhtemel diyaloglarımızın ön hazırlığı için muhtemel diyaloglar kurdum kafamda,
bu sayede onu şaşırtabilirim diye hesap ediyordum. Yolculuk sürem yarım saat
diyaloglar nedeniyle daha kısa gibi geldi bana. Kafeye kadar olan yolda artık
zafer benim diye hissediyordum. Kafeye varır varmaz içeceğimi aldım ve içeri
otudum. Tam oturdum ki, onun gelişini gördüm ve içimde bir heyecan hissi
uyandı. Bu his içimi fazlasıyla gıdıklıyordu, adeta onun varlığı bir cilve
yaşatıyordu. Bu hislerle uzaktan beni görmesi için ona hafiften el salladım, o
da el sallayarak karşılık verdi. Bu sahne içinde gerçekten mutlu bir çift
adayıyız diye düşündüm, eminim kalp kalbe karşıdır sözü boş değildir...
Sohbet sohbeti açıyordu, onunla vakit geçirmek benim için diğer
keyiflerden ayrı yerin olan bir keyifti. Adeta hayatımın anlamında eksik olan
parçayı bulmuştum, muhtmelen o da aynı düşünmüştür diye hissediyordum. Akşam güneş
batışı bu hisler içinde sanki normalden erken batmak istemiş gibi geldi bana.
10 Temmuz 2018 Salı
27 Mayıs 2018 Pazar
Ölenler
Evet, biz ölenler olarak size sadece bir şey diyoruz; Sakın
buraya gelmeyin!
Adım İlyas, belki
ileride kayıtlara geçer diye başlıyorum anlatmaya. Buraya ne isim vereceğimden
emin değilim. Ama emin olunca kesinlikle sizinle paylaşacağız, diğerleri
yapmasa da ben yapacağım.
Kendimden bahsetmemin
durumun anlaşılmasını kolaylaştırır bence. Ben yirmi yedi yaşında, bekâr, lise
mezunu bir oyuncuyum. Bazen yan roller bazen figüran ama her zaman için
oyuncuyum. Burada ölen başkaları da olduğun bahsetmiştik, onları tanıtmamız
sizin durumu anlamanızı kolaylaştıracaktır.
Aysel Hanım, yirmi beş yaşında. Kendisi yarı zamanlı
sekreter ve yarı zamanlı figüran olarak sekreter rolü oynamakta. Aynı zamanda
büro yönetimi ve sekreterlik mezunu olarak bu roller ve işler için daha uygunu
olamaz.
Handan Hanım, otuz dokuz yaşında kendisi malzeme mühendisi
ve aynı zamanda model. Herkesin imrendiği bir profile sahip. Hem okumuş hem de
güzel. Ama kadına kendi ayakları üstünde durmasına en büyük engel olan
reklamların yarattığı ön yargı ile baş edememiş. Bunun dışında gerçekten çok
zeki ve kültürlü ama en önce her kadına yapılan kendi hikâyesini yönetme
hakkının elinden alınmasını çevresi yapmış. Eksiği yok ama herkes onu fazlası
var gibi görüyor.
İsimsiz demeyi tercih edeceğim bir şahıs ile devam edeceğiz.
Bu şahıs buraya geldiğimizden beri hepimize kötü sözler söyledi. Bir sonraki
hayatına kadar isimsiz kalmak cezası olacak. Bu ceza sadece isimsiz kalmakla
sınırlı. Yirmi altı yaşında, dul ve huysuz. Muhasebeci, huysuz ve para için
oyunculuk yapmaya başlamış. İlk ölümü ve huzursuzluğu aşan bir huysuzluğu var.
Erdal ile devam ediyorum, kendisi terzidir. Geleneksel bir
hayat tarzı ile oyunculuğu harmanlıyor. İnsan ilişkileri iyi ve dengeyi
biliyor. Terzilikten aslında butik çalışarak ciddi bir gelir elde ediyor.
Oyunculuk ise onun için bir tatmin ile paranın elde edemeyeceği şeyler peşinde.
Yaş olarak otuz altı yaşında. İlk intibada yirmilerin sonlarında sanmıştım.
Muammer bey eski bir komiser. Zamanında komiser olarak
çalışırken erken emekli olmuş sağlık sorunları nedeniyle. Şimdi oyunculuk ile
ailesine ek gelir elde etmek istiyor. Aynı zamanda oyunculuk gibi sosyal bir iş
ile sosyal anlamda tatmin olmak istiyor. Yaş ortalamasını yükselten bir yaşı
var, yaşı kırk sekiz. Hayata olumlu bakmayı seviyor, bu yönüyle iyi bir örnek.
Hayal Hanım, kendisi yaş ortalamasını düşüren bir
hanımefendi. Yirmi bir yaşında, oyunculuk ve şan üzerine dersler almış. Kendisi
tam bir hanımefendi ama biraz utangaç. Bu da onun sıkıntısı. Handan Hanım ile
gayet iyi ilişkileri var, hatta onunla diyaloğunun iyi olmasından mıdır
bilinmez daha konuşkan davranıyor onunla.
Ogün buradaki
oyuncuların en gençlerinden birisi, yaşı on altı. Kendisini en son çıkan reklamdan
tanındı. Ajans ve diziye onu da kattı. Dizide asi genci canlandırdı ama
hayattaki kadar değildi. Dizi performansı yine de ortalamanın üstü oldu. Hala
lisede okuyor.
Ayşe buradaki en genç kişi ve bu sebeple de en şanssız.
Ailesinden uzak böyle bir yere düşmesi acı bir durum. On üç yaş ve burası bence
uyumlu bir eşleşme değil. Ama yine de burada ve beklemek onun da yapmak zorunda
olduğu görevi. Oyuncu olurken bu aklına gelmemiştir ama talih.
Artık burayı daha iyi anlamaya başladım. Bu durumda buradan
bahsetmeye başlayabilirim. Burası bir dizide veya film içinde ölüp, başka bir
dizi veya film içinde hayat bulanların bekleme mekânı. Televizyon arafına düşen
oyuncuları burada anlatmaya kalkamayız. Bu araf zamanına bile sığmaz, burada
sadece ama sadece görebildiklerimizden bahsettik. Görüp, sorumluluk hissettiklerimizden.
25 Ağustos 2017 Cuma
Nodejs ile Discord Botu Yapmak
Bu aralar Nodejs ile ilgilenmeye başladım, online bir grup ile nodejs öğreniyorum. Bu sebep ile de öğrendiklerimi paylaşmak istedim.
https://discordapp.com/developers/applications/me
adresinden bir uygulama oluşturuyoruz. Create a bot user'a tıklıyoruz devamında.
Nodejs kurulu varsayarak başlıyorum.
Proje klasörünü ister
mkdir proje-adi şeklinde isterseniz de dosya gezgini(file explorer) ile oluşturabilirsiniz.
ardından komut satırını admin olarak açıp klasöre ulaşın.
npm install -g node-gyp
(Uzun sürebilir bu kurulum)
komutu ile build tools'ları kurmalısınız.
npm install discord.js --save
komutu ile discord'un nodejs modülünü indirin.
npm init komutu ile projeyi başlatın.
index.js isminde bir dosya oluşturun proje dizininiz altında.
Benim botumun amacı 'H' karakteri ile başlayan bir mesaj atıldığında Hello mesajı ile karşılık vermesiydi.
Kaynak kod aşağıda:
// Burada başlıyor kod
const Discord = require('discord.js');
// Burada discord modulünü çağırıyoruz.
const bot = new Discord.Client();
// Bot'a işlemler yaptırmak için bir discord nesnesi oluşturuyoruz.
const token = '';
//https://discordapp.com/developers/applications/me/ adresinden aldığınız bot token'ını buraya ekleyin.ad
bot.on('message', message=>{
//Bulunduğu sunucudaki mesajları dinlemeye başlatıyoruz botu
if(message.author.bot) return;
// bot kendi mesajına cevap vermemesi için kontrol.
if(message.content.indexOf('H') == 0) {
//mesajın içeriğinin ilk harfini kontrol ediyor
var text = 'Hello';
//text adında bir değişken tanımlıyor ve içeriğine 'Hello' tanımlanıyor.
message.reply(text);
//Mesaja text değişkeni ile cevap veriyor.
}
});
bot.login(token);
//Bot sunucuya token'ı kullanarak login oluyor.
Sunucuya erişim
https://discordapp.com/oauth2/authorize?client_id=BURAYA_CLIENT_ID_GELECEK&scope=bot
Botun çalışacağı sunucuda yönetim izinlerine ihiyacınız var.
Komut satırından proje dizinine girin
node index komutu ile başlatın.
Sunucuya gidin ve 'H' tırnaksız ile başlayan bir kelime yazın, Bot size Hello mesajı ile cevap verecek.
https://discordapp.com/developers/applications/me
adresinden bir uygulama oluşturuyoruz. Create a bot user'a tıklıyoruz devamında.
Nodejs kurulu varsayarak başlıyorum.
Proje klasörünü ister
mkdir proje-adi şeklinde isterseniz de dosya gezgini(file explorer) ile oluşturabilirsiniz.
ardından komut satırını admin olarak açıp klasöre ulaşın.
npm install -g node-gyp
(Uzun sürebilir bu kurulum)
komutu ile build tools'ları kurmalısınız.
npm install discord.js --save
komutu ile discord'un nodejs modülünü indirin.
npm init komutu ile projeyi başlatın.
index.js isminde bir dosya oluşturun proje dizininiz altında.
Benim botumun amacı 'H' karakteri ile başlayan bir mesaj atıldığında Hello mesajı ile karşılık vermesiydi.
Kaynak kod aşağıda:
// Burada başlıyor kod
const Discord = require('discord.js');
// Burada discord modulünü çağırıyoruz.
const bot = new Discord.Client();
// Bot'a işlemler yaptırmak için bir discord nesnesi oluşturuyoruz.
const token = '';
//https://discordapp.com/developers/applications/me/ adresinden aldığınız bot token'ını buraya ekleyin.ad
bot.on('message', message=>{
//Bulunduğu sunucudaki mesajları dinlemeye başlatıyoruz botu
if(message.author.bot) return;
// bot kendi mesajına cevap vermemesi için kontrol.
if(message.content.indexOf('H') == 0) {
//mesajın içeriğinin ilk harfini kontrol ediyor
var text = 'Hello';
//text adında bir değişken tanımlıyor ve içeriğine 'Hello' tanımlanıyor.
message.reply(text);
//Mesaja text değişkeni ile cevap veriyor.
}
});
bot.login(token);
//Bot sunucuya token'ı kullanarak login oluyor.
Sunucuya erişim
https://discordapp.com/oauth2/authorize?client_id=BURAYA_CLIENT_ID_GELECEK&scope=bot
Botun çalışacağı sunucuda yönetim izinlerine ihiyacınız var.
Komut satırından proje dizinine girin
node index komutu ile başlatın.
Sunucuya gidin ve 'H' tırnaksız ile başlayan bir kelime yazın, Bot size Hello mesajı ile cevap verecek.
15 Nisan 2017 Cumartesi
Openssl certificate error on ruby
You can use gem 'certified' to solve this problem ^_^
Happy Coding
Happy Coding
10 Nisan 2017 Pazartesi
Planlar ve Zarlar - Bölüm 1
Tanrı’yı sevmiyor olabilirsin ama bu ondan kaçabileceğin
anlamına gelmez. Tanrı’ya inanmıyor olman üstüne gittiğin duvara çarpacağının
gerçeğini de değiştirmez. Hatta daha önce çarptığın duvarlara bakarsak
değiştirmemiş diyebiliriz. Tanrı üzerine teorilerin senin Tanrı yapmaz. Daha
önceden de gördüğümüz üzere Tanrı’yı tanımanı bile sağlamadı teoriler. Tanrı
ile bir ilişkinin bahanesi olmayan bu teorileri ile Tanrı’yı tanıyamadın,
aksine kendi yarattığın Tanrı’nın kölesi oldun. Bu kölelik aslında kendi
bilincinde yarattığın sahte Tanrı’ya tapınmak ile oldu. İnsanın kendini
Tanrı’ya yöneliyorum diyerek kandırmasın yarattığı tahribattan kurtulamıyorsun.
Hatta kurtulmanın mümkün olmadığını daha önce gösterdin. Bu durum Tanrı nerede?
Sen neredesin? Haykırmaktan vazgeç ve dualizmi kır ve özgürlüğe kavuş. Ya da
Tanrı’ya ulaşamadan bu hayat veda et.
Peki biz Tanrı’ya nereden geldik? Bizim amacımız neydi?
Tanrı ile ne elde edecektik? Tanrı’nın ihtişamı ise bu mümkün değil, lakin
açığa çıkacak konular ve ilişkileri ile Tanrı ile ilişkimizin haritası da
çıkmış oldu. Biz ondan ayrı değiliz lakin onunla da değiliz. Acaba Tanrı kendimizi konumlandırırken bir
araç olabilir miydi? Bu durumda Tanrı mı bir araç biz mi araç konumundayız?
İşte evrenin merkezini ve evrenin neyin veya kimin etrafında döndüğünün cevabı.
Tanrı veya biz ? Kim kazanır bu düelloyu ? Bence kazanan olması için bir
ihtimal gerektiği için başlamadan bitebilir bu düello. Tanrı kaybetmedi, sadece
bizim için, bize rağmen, bizim için iptal etti.
Tanrı ile güreşen veya savaşan ve kazanan olmuş. Peki
gerçekler ne diyor ? Metaforik Tanrı’sı ile kavga eden ve yenen adamın öyküsü
hakkında bize ne kazandırabilir? Yirmi birinci yüzyıl insanı olarak
bilgisayarımızdaki görev yöneticisi kilitlenince “Şimdi Tanrı’n nerede ?” diyen
insanlarız. Bu Tanrı ile kapışma işinde her gün Tanrı ile olmayan bir ilişki
geliştiriyoruz. Bu ilişkinin temelinde ise dualizm var. Bu
duygu ile bu hayatta mücadele edilmemesinin nedeni cahilliğimiz. Bu cahilliğin
temelinde ise zamanımız varmış gibi davranmak var. Bu sorunu ifade eden ve
anlaşılabilen kim de olmadığı için Tanrı’ya ulaşanları bulmamız pek de mümkün
değil. Dikey düzlemde sadece bir üstü gördüğümüzü hatırlarsak bu durumda bizden
bir adım ilerideki adam ile sınırlı bir ağımız olduğunu fark ederiz. Hatta hayal gücümüzün de sınırları
olabileceğini fark edersek aslında yaratıcılık için tek yöntemin sınırlılığı
ile daralabiliriz. O da dikey düzlemdeki bir üstteki adaydan alınacak bilginin
yegane doğru ve geliştirici olduğunu fark edebiliriz.
Evrenin merkezinde Tanrı mı var? İnsan mı var? Kimin
olduğundan çok oraya nasıl kendimizi yerleştirebiliriz diye zihniyet aslında
hiçbir şey yapamaz. Kendi yarattığı sorunları yine aynı durum ile
çözebileceğini zannetmesi aslında düalizmden de vazgeçtiğinin göstergesidir. O
kendine tapıyor artık ve tek arzusu da kendi türüne tapılması. Bu kadar unutkan
bir türe tapan da kendisinden başkası olmuyor.
Tanrı’yı tanımayan ve bunu savaş aracı yapanlar, işte gerçek
zokayı yutanlar. Bu zoka ile aslında Tanrı’nın sert yüzüne denk gelenler, işte
onların yatay düzlemdeki yerlerini görmeleri mümkün değil. Yatay düzlemde yerini
bilmeyenlerin de dikey düzlemde ilerleme şansları olmaz. Bu durumda onlar
evrenin merkezine ulaşamayan ve sadece araç olarak kalacak insanlardan ibaret
insanlar olduğunu fark etmemizi sağlıyorlar. Tanrı insanlara şans tanısın veya
tanımasın evrenin merkezine gidecek olan insan. Bu insan tercihini yapmadığı
sürece Tanrı’nın tercihi hep birinci tercih olarak kalacak. Bunun sebebi de
evrendeki boşluk olmaz.
380 - Bölüm 1
“Eğer günde üç yüz seksen kere nefes alıp verirsen o zaman
görmeye başlarsın.” Guru Papai bunu
derken ne demek istemiş, bilemiyorum. Lakin kimse de bilmiyor olabilir. Önemli
olan bilmek değil, önemli olan guruyu sevmek. Severek ruhsal olgunluğa ulaşabiliriz.
Seviyoruz ve bu sayede en basitinden tevekkül anlayışımız bile gelişir ve
güçlenir. Bu anlayışın gücü ile anlamak bizim için gördüklerimizin ötesine
geçer.
Gurumuzun zamanında bize anlattığı bir menkıbe vardı, bu çok
kişinin beğendiği bir menkıbeydi. Amacı neydi anlayanın az olduğu iddia edilen
bir menkıbeydi ama paylaşmak güzeldir derdik ve paylaşırdık.
Zamanında bütün kuşlar toplanmış ve onları eğitecek, yol
gösterecek ve bitmeyen gerçek mutluluğa ulaştıracak efendilerini aramaya
başlamışlar. O zaman dünyadaki 380 tür kuşun hepsi bire ikişer yola çıkmışlar.
Varmaları gereken yer ise kaf dağı imiş. Kaf dağına ulaşmak için gidilecek yol
imkansız kadar zormuş! Bu duruma karşın pek çoğu yolda ilerleken yoldan
vazgeçmiş ve bir nevi elenmiş. Aslında kendilerini eleyen kendileriymiş. Bu
durumda aslında insanın kötü hasletleri kendilerini vurduğunu gösteren bir olay
olarak her seferinde kalan kuşlar tarafından görülmüş. Yolun sonuna çok az kuş varabilmiş. Sonda
buldukları efendi ise kendileriymiş…
9 Nisan 2017 Pazar
Sondan Bir Önce - 1
“Son bir bardak kahve ve her şey halloldu, hem de her şey”
Sedyede yatan genç erkek hastanın tam tamına kırk beş
dakikadır yirmi saniyede bir sayıkladığı ve hastaneye birlikte geldiği
arkadaşının da her seferinde başı ile evet anlamında onaylıyordu. Bu konuda
oradan geçen insanların aklına anlamlı bir şey gelmiyordu, bunun en önemli
belirtisi geçerken dikkat edenlerden bazıları bunların hatası neydi acaba diye
sesli şekilde ifade ediyorlardı. O
sırada acil koridoruna bir doktor geldi. Yanındaki sağlık memuru ile hastanın yanına
geldi. Sağlık memuru sedyenin başına geçti, doktor da sedyenin yanındaki genç
erkeğin koluna girdi. Sağlık memur sedyeyi dikkatle ittirmeye başladı, doktor
sakin ve dikkatli bir şekilde hastanın yanındaki gencin koluna girdi. Doktor,
koluna girdiği gence adını sordu. Genç Mustafa dedi ve başını evet anlamında.
Doktor, arkadaşının adı da Ramazan mı diye sordu. Genç hem evet dedi hem de
evet anlamında başını eğdi. Doktor ve sağlık memuru onları acildeki müdahale
odası soktu. Sağlık memuru doktorun da yardımıyla sedyeden müdahale odasındaki
yatağa aldı. Doktor dışarı çıkmak için yöneldi. Kapıdan çıkmadan önce Mustafa
bekle beni dedi. Sağlık memuru serum takmak için hazırlık yapmaya başladı.
Sağlık memurunun serum hazırlığı bitti. Serumu taktı. O anda doktor içeri
elinde bir elinde hap, bir elinde bir bardak su ile döndü. Mustafa’ya al bunu
yut dedi. Hapı ve sonrasında suyu aldı Mustafa.
Mustafa hapı yutup, suyu içince teşekkür etti. Doktor
Mustafa’ya gülümsedi ve merak etme, her şey düzelecek dedi…
Hapını yutup, suyunu içen Mustafa arkadaşının emin ellerde
olduğunu hissetti. Bu hissin sonucunda dışarı çıkmaya karar verdi. Tam müdahale
odasının kapısına gelmişti, doktorun sesini duydu. Mustafa bir bakman mümkün mü?
Bunun üzerine Mustafa arkasını döndü. Doktor elindeki kartını uzattı ona ve
beni ara daha sonra dedi. Mustafa kartı aldı ve üstüne bakmadan cebine attı…
Mustafa eve geril gelmez bilgisayarının başına oturdu. O an
cebindeki kartviziti hatırladı. Kartviziti çıkardı ve üstündeki isime baktı.
İsim Mustafa Alyol’u merak etti bir an ve Google arama motoruna gird. Sonuç
normaldi. Kişisel sitesinin internet protokol adresini önce shodan arama
motoruna yazdı ve boş sonuç sayfasıyla karşılaştı. Bunun üzerine internet
tarayıcısını kapadı. Ardından bilgisayarını kapadı ve yatağına yattı. Tavana
bakmaya başladı. Hayatın anlamını anlamaya yaklaşmadığı bir gün olmuştu bugün.
Hayatın anlamı üzerine düşünmeye başladı ve aklına onion ağındaki forumdan
mesajlaştığı adam geldi. Yatağından kalktı ve bilgisayarını açtı. Onion ağına
bağlandı. Foruma giriş yaptı. Beklediği mesaj gelmişti…
9 Şubat 2017 Perşembe
Renkli Kirpi
İlk renk nedir diye araştırmaya başlayınca akla ilk gelenin aksine karşıma bir sürü renk çıkmadı. Aksine onların elimizden alındığı gerçeğine ulaştım. Bunu alan kişiyi araştırmak yerine doğada renklerin olmadığı teorisini ortaya koydum. Bu teori beni tatmin etmedi ama hedeflerim benden daha önceydi. Bu öncelik gereği beni ilerletecek her şey mübahtı. Bu mübah durumdan faydalanmak zorundaydım çünkü buna şartlanmış bir şekilde yetiştirilmiştim. Bu ordunun bazen uyguladığı "önce vur sonra soru sor" planına benziyordu. Aynı değil ama benziyordu dememin sebebi ise ordu ile siyasal anlamda ters düşündüğümü sanmamdan. Aslında ben de ordunun ülke için çizdiği siyasal iklimden farklı bir iklimde nefes almıyordum.
Teorimin temelinde hayatın renksiz olduğu çünkü insanın bütün ilişkilerinin tek bir bakış açısı ile açıklanabilirliği yatıyordu. Bu tek bakış açısını efendi ve köle aşkı olarak adlandırdım. Bu bakış açısında efendi ile köle arasındaki istemsiz ve kontrolsüz sevgi mecazı ile anlatıyordum. Bu durumda efendi kölesine aşık çünkü onda efendiliğini görüyor ve tatmin ediyor ama aynı zamanda da efendi olarak kötü birisi olduğunu fark ediyor. Köle ise efendide dünyaya bağlanmış bir köle olduğunu fark ediyor ve köleliğinden duyduğu utancı acı çekerek bastırıyor. Tek renk var çünkü herkesteki temel duygu utanç. Bu utancı yaşamayan insanı sağlıklı saymıyordum. Resmi görüşe uyan da buydu. Egemen rüzgar arkamdaydı ve bunun tadını çıkartıyordum. Artık akademideki kariyerim güvendeydi...
...... bilimler ve sanatlar akademisinde savunduğum tezim sadece kabul görmekle kalmadı. Çok geçmeden teori olarak kabul gördü ama çok anormal bir şekilde çabuk kabul gördü. Bu garipliği o zaman içinde bulunduğum coşkun duygu durum nedeniyle sorgulayabilecek kapasitede değildim. Evet doktor ünvanı almıştım ama içinde bulunduğum durumu sorgulayabilecek durumda değildim. Bu durum ne kadar sürdüğünü düşününce kendimi çok şanslı hissettim. Teori olması 6 ay süren tezimden şüpheye düşmeye 3 ay sonunda başladım. Yanlış olduğunu fark etmem 3 günümü aldı. Sonunda bu durumu açıklayan bir makale ile kendimi yerimden ve yurdumdan etmeyi başardım.
....... akademisine bağlı bir akıl hastanesine düştüm. İlk zamanlar "yine de ilk konumumdan çok uzakta değilim" diye iç geçiriyordum ama sonradan fark ettim ki ben, artık ben değildim. İki hafta sonunda çıktığımda ne eski işime ne de eski konumuma sahiptim. Neyse renkleri araştırma sürecime döndüm. Bu dönüşe neden olan şüpheyi aklımdan atamıyordum. Şüphe, ikilikten geliyordu. Ne zaman var desem zıt düşünce geliyor ve fikirlerime çarpıyordu. Eğer renkler yok dersem bu sefer de renklerin olduğu fikri aklımı kemiriyordu. Sonuçta her zaman zıddına sahip oluyordum. Bu ikilik benim hayatımın anlamını yok ediyordu. Yok etmesinin nedeni ise ne zaman hayatımın anlamına karar versem zıt düşünce hayatımın anlamını yok ediyordu. En kötüsü bu değil, bu durumu ifade edemiyordum korkumdan. İnsanların bana zarar vereceği korkusundan. O yüzden insanların gözüne batmayacak şekilde hareket etmeye çalışıyordum.
Renkleri ararken bir efsane ile karşılaştım. Bu efsaneye göre renklerin olduğu bir tayf çıkarmış yağmurdan sonra ve bu tayfın altından geçersen cinsiyetini kaybedermişsin. Bu durum saçma ama renklerden bahsettiği için ilgimi çekti. Çekmekle kalmadı aynı zamanda renklere karşı bir duruş geliştirmeme neden oldu. O zamana kadar inandığım ama hiç ilgilenip bakmadığım birisinin bu işteki parmağını sorguladım. Tanrı bize renkleri verdi mi ? Yoksa biz mi uydurduk onları ?
O zaman eski bir efsane olarak s...r'lerdeki bir efsaneyi gördüm. Buna göre insan gerçeği görmek istedi ama aynı zamanda gerçekten muaf tutulmak istedi. Bunun için yasağı çiğnedi ve ışığı kırdı. Bu yasağın bedeli olarak renkler insanların elinden alındı. İlk fikrim kızgınlıktı ama sonradan anladım. Bu kızgınlığın nedeni eski bir efsaneyi ciddiye almaktan öteydi. Bu kızgınlığın nedeni ayrıntıları okuyunca hayatımdan endişe etmeme neden olmasıydı. Sonuçta o kitapta biten bir kızgınlık olmadı.
İnsan, ışığı kırarken aslında hakikati eğip büktüğü için cezalandırıldı. Bu cezayı hak eden insanlar binlerce yıl geçmiş olmasına rağmen henüz suçundan pişman olmamıştı. Bu bir pişkinlik değil aksine insanın mayasının ne üzerine kurulu olduğunu gösteriyordu. Hakikat insanın mayasının kötülüğe dayandığı gerçeğinde gizliydi. Bu gizi çözemedim ama bir gün çözeceğim diye iç geçirdim hep. Bugün evimin üstünden f-16 uçakları uçarken bulduğum hakikatin bana ödeteceği bedeli görmek için evden çıktım. Sokakta yürüdükçe başka insanların da çıktığını gördüm. Bu insanlar da mı hakikata sahipti ? Yoksa sadece politik bir duruş muydu bu yürüyüş ? Son ve imkansız ihtimal yürüyüşlerinin sportif olma ihtimaliydi. Yaya yolundan çıktığım ilk anda gelen aracı göremediğimi fark ettim. Sonrasında ikinci hatamı yaptım. Bu da yeterince hızlı hareket edememekti. Şu an yattığım yerde ölümü beklerken uykunun ölümcül tadı ile başbaşa kalırken renkleri görebiliyorum. Elveda renksiz dünya !
30 Kasım 2016 Çarşamba
Ergenlik Döneminde Dişi Ve Erkeğin İletişim Kanalı Olarak Bir Lgbtli Bireye Atfedilen ‘Vur Bana’ Kitsch Şarkısını Kullanmasının Toplum Üzerindeki İzdüşümleri- V 1.0
“Saçlarımdan Tut Önce
Beni Yerlerde Sürükle
Canım Acısın Boş Ver
Benim İçin Bu Bir Zevk
Fantazi Dünyam Rengarenk
Bu Daha Hiçbir Şey
Korkma Benden Sal Kendini
Bebeğim Dediğim Anda Vur Bana”
Söz Müzik: Tolga Eren
Çıkışı için kurulan hipotezlerden birisi de "Erkek şarkıcıların çoğu zamanla kadına doyuyor, sonra da lgbtli oluyor, ." tezine tezat olarak yazılmış olduğudur. Bu şarkının yazarını ve farklı toplumsal kesimlerinde yorumcularının özgeçmiş araştırması ve karakter analizleri "Şarkıcılar baştan lgbtli zaten, şarkıcı başkasını yaptırmazlar, üçgen ve yamuk üçgen izin vermez" hipotezine neden olur. Bu hipotez ile toplumun ilerleyişi sonucunda Türk toplumunda ortaya çıkacak infiali engellemek için yayının tam metin hali Londra, Paris, Tokyo, New York, Washington, Toronto, Milano, Berlin, Pekin, Shangay, Tel Aviv, Vatikan, Medine gibi dünyanın önemli noktalarında aynı anda açıklanacak. Bu çaba ile aslında toplumsal cinsel yapının güçlendirilmesi sonucunda ne erkek ne de oğlan, ne kadın ne de kız, sadece insan olacaklar. İnsanlığın kurtuluş teolojisi probleminin de çözümü bu yolda.
Türk Pop düşünürü Serdar Ortaç’ın “Yedi farklı nota var kaç farklı şarkı üretebilirsin ki ?“ sözüne tepki olarak doğduğu tezi olan bu post modern kitsch şarkı toplum tarafından kısa sürede içselleştirilmesinin nedenlerini bu tez konumuzda inceleyeceğiz.

Tolga Eren tarafından yazılan şarkı Kerimcan Durmaz fotoğrafıyla kısa sürede Youtube da fenomen haline gelir. Şarkı genç kızlar ve erkekler arasında dillere pelesenk olur.
Örnek tedavi metodu yukarıdaki resimde.
-Şarkının Ergenler Arasında Cinsel İletişim Köprüsü Kurması İşlevi
Ergen, latincesi adulescentibus olan hastalıklı bir sürecin adıdır. Bu hastalıklı sürecin belirtilerinden birisi de nefes alma güçlüğüne bağlı oksijen yetersizliğidir. Bu oksijen yetersizliği kalıcı beyin hasarına neden olduğu gibi dönemsel etkiler ile de geçici de olabilir. Diğer belirtileri ise sosyal yetilerin ve kabiliyetlerin azalarak yok olması, beynin işlevini yerine getirememesi nedeniyle bazı vücut uzuvlarında istemsiz işlevsellik ve geçici veya kalıcı işlev yitimi gerçekleşir.
Bu süreçte insanların tedavisi için yapılan doğu ve batı kaynaklı tedavi yöntemleri seçilebildiği gibi doğu ve batı sentezi de uygulandığı oluyor. Batı kaynaklı tedavileri 'okul' anlamına gelen 'özel eğitim' kurumu olan ingilizcesi brothel ve latincesi lupanar olan 'özel eğitim' kurumları çok rağbet gören bir çözümdür. Bu çözüm ile kontrol edilemeyen sorunlara neden olan ergenlik hastalığı yerini bel soğukluğu, frengi, hiv gibi hastalıklar ile yer değiştirme olasılığı ile eğitim zaiyatina da sebebiyet verebilen 'özel eğitim' kurumlarında çözüm bulur.
Doğu usulü tedaviler ise kırsal kesimde geçirilecek terapiler ile sağlanıyor. Bu terapilerde hastalar diğer canlı hayvanlar ile etkileşime giriyor. Örneğin: At, eşek, tavuk gibi hayvanlar ile etkileşime girerek sağıltıma destek olmaktadır. Bazı kentsel yerleşimlerde ise kondüsyon arttıcı ağırlık olarak damacana da kullanılmaktadır.
Doğu ve batı sentezi olarak tanımlanan farklı metotlar ise son yıllarda giderek artmaktadır. Bunlardan 'siyasi olmak' ve 'cadde çocuğu ' olarak ifade edilen iki yöntem yapılan anket araştırmalarında en çok sayıda insanın tercih ettiği yöntemlerdir. Bunlardan ilki ana akım siyasi oluşumlarda parazit görevi görerek işlevsel bozukluklarını bir topluluk içinde gizleyerek tatmin olmaya çalışır. İkincisi olan 'cadde çocuğu' olarak kendini tanımlanan şekilde ise kendi kimliğini gizlemek için kafasını kuma gömer.
Şarkı, ergenlik dönemindeki gençleri adeta ele geçirir. Bir Lgbt’li bireye atfedilmiş olmasına rağmen hiç kimse bundan çekinmez cesurca şarkıyı sosyal medyada paylaşır. İşin trajik komik tarafı şarkının Lgbt’li bireyler dışına çıkıp ülke çapında yayılmasıdır. Genç ergen erkek, bu şarkıyla dişisine mesaj yollamak gayretiyle söyler. Buna cevap gecikmez. İletiyi alan alıcı genç kız da bu şarkıyı özümser ve dönütlerle geri bildirim sağlar. İleti, kaynak-alıcı arasında kusursuz işler. Lgbt’li birey köprü vazifesiyle toplum tarafından araçsallaştırılır.

-Toplumun Lgbtli bireyi kabullenmesindeki Nihat Doğan Faktörü
Nihat Doğan’a atfedilen Tweet
“Şu gayler çok namuslu insanlar, elalemin karısına kızına bakmıyorlar onlar için bedava konser verecem.”
Bu tweet de görüldüğü üzere toplumun ahlak normlarına uygun davranışlar sergileyen bu güruh toplum tarafından bağrına basılmıştır.
-Şarkının Farklı Sınıflarda İçselleştirilmesi
Toplumsal sınıflar arasındaki farkı Mao Zedung'un özetlediği şekilde bakınca aydınlanıyor.
Bu aydınlanma sayesinde bu toplumsal ayrılmanın nedeniyle fark edilen toplumsal sınıfları yok etmek için tedavi ile yaklaşılması gerekli. Mao'nun "Devrim yapmak insanları yemeğe davet etmeye benzemez" sözüne atfedilen "Devrim yapmak flörte benzemez, sonunda s*ks yoktur" tezini haklı çıkartıyor. Sınıflar arası ilişkilerde kullanılan bir yöntem olan s*ks aslında kısa ve tehlikeli bir taaruz yönteminden başka bir şey değildir. Bu yöntem farklı sınıflarda yorum farkına zarar vermektedir. Örneğin: Herkes s*ks yapar çünkü ihtiyaçlarına köledir. Bu ayrımların sonunda ise metaforik olarak atsız bir tat kalır insanların damağında. Toplumsal tabakaların arasında kalan bireyler ise s*ks olmaksızın ezilerek yok edilirler. Buna karşın istemsiz bir yaşama refleksine ve içgüdüsüne sahip olan adulescentibus(lat. ergen) bir yere sıkışır, gerekirse toplumsal rollerinde bile değişiklik yapar.
Bu kitsch şarkının farklı toplumsal sınıflarda kabul görebilmesi ve yorumunun tezahur etmeyi başarması, şarkının özelliklerini incelediğimizde laboratuvar ortamında kültürden üretilebilir bakterilerin yaşam şartlarına benzer şartlara neden olduğundan anlaşılmıştır. Bu sayede de farklı sınıfsal tabakalar işçi(fabrika, ofis, s*ks), köylü(orman, tarım, balıkçı), burjuva(small, medium, large, king boy), asker(uzun dönem acemi, kısa dönem acemi(poşet), yedek subay acemi ve usta yedek subay), ruhban(Alayına gidenlerden) sınıfları içinde hayatta kalmayı başarabilir.
Küresel çapta bir kitsch mertebesindeki şarkı farklı toplumsal tabakalar tarafından ‘küre-yerelleş’tirilmiştir (Glocalisation).
--Türkü Versiyonu
--İslami Versiyonu
--Rap Versiyonu
Özet: “ ‘Uzaylı da olsa insan insandır’ ve ‘İnsanın cinsel dürtülerinin esiri olması muhtaçlığı bağlamında kader’ ”
Uzay bilimleri araştırmacısı Cem Yılmaz
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
Doktora Tezi
“İstanbul B. Üniversitesi”
(2016)
YILDIZ TİLBE
İREM DERİCİ
Beni Yerlerde Sürükle
Canım Acısın Boş Ver
Benim İçin Bu Bir Zevk
Fantazi Dünyam Rengarenk
Bu Daha Hiçbir Şey
Korkma Benden Sal Kendini
Bebeğim Dediğim Anda Vur Bana”
Söz Müzik: Tolga Eren
Çıkışı için kurulan hipotezlerden birisi de "Erkek şarkıcıların çoğu zamanla kadına doyuyor, sonra da lgbtli oluyor, ." tezine tezat olarak yazılmış olduğudur. Bu şarkının yazarını ve farklı toplumsal kesimlerinde yorumcularının özgeçmiş araştırması ve karakter analizleri "Şarkıcılar baştan lgbtli zaten, şarkıcı başkasını yaptırmazlar, üçgen ve yamuk üçgen izin vermez" hipotezine neden olur. Bu hipotez ile toplumun ilerleyişi sonucunda Türk toplumunda ortaya çıkacak infiali engellemek için yayının tam metin hali Londra, Paris, Tokyo, New York, Washington, Toronto, Milano, Berlin, Pekin, Shangay, Tel Aviv, Vatikan, Medine gibi dünyanın önemli noktalarında aynı anda açıklanacak. Bu çaba ile aslında toplumsal cinsel yapının güçlendirilmesi sonucunda ne erkek ne de oğlan, ne kadın ne de kız, sadece insan olacaklar. İnsanlığın kurtuluş teolojisi probleminin de çözümü bu yolda.
Türk Pop düşünürü Serdar Ortaç’ın “Yedi farklı nota var kaç farklı şarkı üretebilirsin ki ?“ sözüne tepki olarak doğduğu tezi olan bu post modern kitsch şarkı toplum tarafından kısa sürede içselleştirilmesinin nedenlerini bu tez konumuzda inceleyeceğiz.

Tolga Eren tarafından yazılan şarkı Kerimcan Durmaz fotoğrafıyla kısa sürede Youtube da fenomen haline gelir. Şarkı genç kızlar ve erkekler arasında dillere pelesenk olur.
-Şarkının Ergenler Arasında Cinsel İletişim Köprüsü Kurması İşlevi
Ergen, latincesi adulescentibus olan hastalıklı bir sürecin adıdır. Bu hastalıklı sürecin belirtilerinden birisi de nefes alma güçlüğüne bağlı oksijen yetersizliğidir. Bu oksijen yetersizliği kalıcı beyin hasarına neden olduğu gibi dönemsel etkiler ile de geçici de olabilir. Diğer belirtileri ise sosyal yetilerin ve kabiliyetlerin azalarak yok olması, beynin işlevini yerine getirememesi nedeniyle bazı vücut uzuvlarında istemsiz işlevsellik ve geçici veya kalıcı işlev yitimi gerçekleşir.
Bu süreçte insanların tedavisi için yapılan doğu ve batı kaynaklı tedavi yöntemleri seçilebildiği gibi doğu ve batı sentezi de uygulandığı oluyor. Batı kaynaklı tedavileri 'okul' anlamına gelen 'özel eğitim' kurumu olan ingilizcesi brothel ve latincesi lupanar olan 'özel eğitim' kurumları çok rağbet gören bir çözümdür. Bu çözüm ile kontrol edilemeyen sorunlara neden olan ergenlik hastalığı yerini bel soğukluğu, frengi, hiv gibi hastalıklar ile yer değiştirme olasılığı ile eğitim zaiyatina da sebebiyet verebilen 'özel eğitim' kurumlarında çözüm bulur.
Doğu usulü tedaviler ise kırsal kesimde geçirilecek terapiler ile sağlanıyor. Bu terapilerde hastalar diğer canlı hayvanlar ile etkileşime giriyor. Örneğin: At, eşek, tavuk gibi hayvanlar ile etkileşime girerek sağıltıma destek olmaktadır. Bazı kentsel yerleşimlerde ise kondüsyon arttıcı ağırlık olarak damacana da kullanılmaktadır.
Doğu ve batı sentezi olarak tanımlanan farklı metotlar ise son yıllarda giderek artmaktadır. Bunlardan 'siyasi olmak' ve 'cadde çocuğu ' olarak ifade edilen iki yöntem yapılan anket araştırmalarında en çok sayıda insanın tercih ettiği yöntemlerdir. Bunlardan ilki ana akım siyasi oluşumlarda parazit görevi görerek işlevsel bozukluklarını bir topluluk içinde gizleyerek tatmin olmaya çalışır. İkincisi olan 'cadde çocuğu' olarak kendini tanımlanan şekilde ise kendi kimliğini gizlemek için kafasını kuma gömer.
Şarkı, ergenlik dönemindeki gençleri adeta ele geçirir. Bir Lgbt’li bireye atfedilmiş olmasına rağmen hiç kimse bundan çekinmez cesurca şarkıyı sosyal medyada paylaşır. İşin trajik komik tarafı şarkının Lgbt’li bireyler dışına çıkıp ülke çapında yayılmasıdır. Genç ergen erkek, bu şarkıyla dişisine mesaj yollamak gayretiyle söyler. Buna cevap gecikmez. İletiyi alan alıcı genç kız da bu şarkıyı özümser ve dönütlerle geri bildirim sağlar. İleti, kaynak-alıcı arasında kusursuz işler. Lgbt’li birey köprü vazifesiyle toplum tarafından araçsallaştırılır.

-Toplumun Lgbtli bireyi kabullenmesindeki Nihat Doğan Faktörü
Nihat Doğan’a atfedilen Tweet
“Şu gayler çok namuslu insanlar, elalemin karısına kızına bakmıyorlar onlar için bedava konser verecem.”
Bu tweet de görüldüğü üzere toplumun ahlak normlarına uygun davranışlar sergileyen bu güruh toplum tarafından bağrına basılmıştır.
-Şarkının Farklı Sınıflarda İçselleştirilmesi
Toplumsal sınıflar arasındaki farkı Mao Zedung'un özetlediği şekilde bakınca aydınlanıyor.
Bu aydınlanma sayesinde bu toplumsal ayrılmanın nedeniyle fark edilen toplumsal sınıfları yok etmek için tedavi ile yaklaşılması gerekli. Mao'nun "Devrim yapmak insanları yemeğe davet etmeye benzemez" sözüne atfedilen "Devrim yapmak flörte benzemez, sonunda s*ks yoktur" tezini haklı çıkartıyor. Sınıflar arası ilişkilerde kullanılan bir yöntem olan s*ks aslında kısa ve tehlikeli bir taaruz yönteminden başka bir şey değildir. Bu yöntem farklı sınıflarda yorum farkına zarar vermektedir. Örneğin: Herkes s*ks yapar çünkü ihtiyaçlarına köledir. Bu ayrımların sonunda ise metaforik olarak atsız bir tat kalır insanların damağında. Toplumsal tabakaların arasında kalan bireyler ise s*ks olmaksızın ezilerek yok edilirler. Buna karşın istemsiz bir yaşama refleksine ve içgüdüsüne sahip olan adulescentibus(lat. ergen) bir yere sıkışır, gerekirse toplumsal rollerinde bile değişiklik yapar.
Bu kitsch şarkının farklı toplumsal sınıflarda kabul görebilmesi ve yorumunun tezahur etmeyi başarması, şarkının özelliklerini incelediğimizde laboratuvar ortamında kültürden üretilebilir bakterilerin yaşam şartlarına benzer şartlara neden olduğundan anlaşılmıştır. Bu sayede de farklı sınıfsal tabakalar işçi(fabrika, ofis, s*ks), köylü(orman, tarım, balıkçı), burjuva(small, medium, large, king boy), asker(uzun dönem acemi, kısa dönem acemi(poşet), yedek subay acemi ve usta yedek subay), ruhban(Alayına gidenlerden) sınıfları içinde hayatta kalmayı başarabilir.
Küresel çapta bir kitsch mertebesindeki şarkı farklı toplumsal tabakalar tarafından ‘küre-yerelleş’tirilmiştir (Glocalisation).
--Türkü Versiyonu
--İslami Versiyonu
--Rap Versiyonu
Özet: “ ‘Uzaylı da olsa insan insandır’ ve ‘İnsanın cinsel dürtülerinin esiri olması muhtaçlığı bağlamında kader’ ”
Uzay bilimleri araştırmacısı Cem Yılmaz
Dr. Jekyll ve Mr. Hyde
Doktora Tezi
“İstanbul B. Üniversitesi”
(2016)
YILDIZ TİLBE
İREM DERİCİ
3 Ağustos 2015 Pazartesi
Kim Kazanmaya Cürret Eder Bölüm 2
Bölüm 2
Evet ortadoğu coğrafyasına uyandığım an, yapacağım ilk iş dedim kendi kendime. Koşmak olacaktır. Bu kesinlik içeren bir cümle olmakla birlikte yaşamak için koşmak olmasa da hareket şarttır.
Bilmediğiniz ve bilmediğim o coğrafyaya koşacağım. Bu koşu size veya bana ortadoğunun o bilmediğim yerini öğretmeyecek. Aksine cahillik mutluluk dedirtecek. Bu koşuyu yapmak zorundayım çünkü diğer insanlar yapmasın diye.
O gün ..... adlı ülkeye yolculuğa çıktım. Bu yolculuk için otobüse bindim. Otobüs tenhaydı, klima sonuna kadar açık ve içerisi serindi. Ilık demişken içerideki nem çok düşük değildi ama terletmiyordu.Otobüs yolculuğumuz ülkenin takka tukka şehrinde bitti. kısa adı tukka olan şehrinin özelliği "kurtarılmış bölge" olması. Bu kurtarılmış bölge ibaresinin nedeni ise şehrin yönetimde özerk oluşuydu. Kimse umursamasa da özerkti orası. Gitmesek de görmesek de inanırdık özerkliğine. Mesele inanmak meselesiydi ya, neyse deyip iç sesimi susturdum.
Tukka'da bizi karşılayacak adam karşılamadı. Bu durumda bir başımıza kaldık, kalışımız da öyle ahım şahım olmadı. İnsanların sözünü tutmaması yüzündendi. Sokakları arşınladıkça bilginin yaşanarak edinildiğini daha iyi öğreniyordum. Adeta sas kursundaki sızma eğitimleri aslında sadece hayatında bu konuyu duymayan birisi için gibi gelmeye başladı. Akşama doğru bir otel gördüm. oteli adı bağdatlılar anlamına gelen bir oteldi. bağdatlılar oteline yerleşip biraz rahatladım. Ondan sonra da insanlığa küfürler başladım. Tam başladım, kapı çaldı. Kapıya gidip açınca, resepsiyonda duran adam akşam yemeği hazır dedi. Yok sağ ol deyip kapıyı kapadım.
Bir gün daha geçmişti orada, herşeyden özellikle de amacımdan.
Evet ortadoğu coğrafyasına uyandığım an, yapacağım ilk iş dedim kendi kendime. Koşmak olacaktır. Bu kesinlik içeren bir cümle olmakla birlikte yaşamak için koşmak olmasa da hareket şarttır.
Bilmediğiniz ve bilmediğim o coğrafyaya koşacağım. Bu koşu size veya bana ortadoğunun o bilmediğim yerini öğretmeyecek. Aksine cahillik mutluluk dedirtecek. Bu koşuyu yapmak zorundayım çünkü diğer insanlar yapmasın diye.
O gün ..... adlı ülkeye yolculuğa çıktım. Bu yolculuk için otobüse bindim. Otobüs tenhaydı, klima sonuna kadar açık ve içerisi serindi. Ilık demişken içerideki nem çok düşük değildi ama terletmiyordu.Otobüs yolculuğumuz ülkenin takka tukka şehrinde bitti. kısa adı tukka olan şehrinin özelliği "kurtarılmış bölge" olması. Bu kurtarılmış bölge ibaresinin nedeni ise şehrin yönetimde özerk oluşuydu. Kimse umursamasa da özerkti orası. Gitmesek de görmesek de inanırdık özerkliğine. Mesele inanmak meselesiydi ya, neyse deyip iç sesimi susturdum.
Tukka'da bizi karşılayacak adam karşılamadı. Bu durumda bir başımıza kaldık, kalışımız da öyle ahım şahım olmadı. İnsanların sözünü tutmaması yüzündendi. Sokakları arşınladıkça bilginin yaşanarak edinildiğini daha iyi öğreniyordum. Adeta sas kursundaki sızma eğitimleri aslında sadece hayatında bu konuyu duymayan birisi için gibi gelmeye başladı. Akşama doğru bir otel gördüm. oteli adı bağdatlılar anlamına gelen bir oteldi. bağdatlılar oteline yerleşip biraz rahatladım. Ondan sonra da insanlığa küfürler başladım. Tam başladım, kapı çaldı. Kapıya gidip açınca, resepsiyonda duran adam akşam yemeği hazır dedi. Yok sağ ol deyip kapıyı kapadım.
Bir gün daha geçmişti orada, herşeyden özellikle de amacımdan.
1 Ağustos 2015 Cumartesi
Kim Kazanmaya Cüret Eder
Dünya yok olurken ne yapacağımı düşünmem gerektiği öğretildi bana. Bunu da bana bir cümle ile öğrettiler. Kim kazanmaya cüret eder ?
İşte ben böyle eğitildim ve yok oldum. Raporlardaki adım ile Çavuş Ahmet, gerçeği kim hatırlar ki ? Sonuçta Çavuş Ahmet'im. Yakın çalışma arkadaşımın tabiriyle "Who Dares To Win" için eğitildim. Onun lisanında böyle dendiği için dedim. Biz ortadoğuda kimsenin bilmediği bir bölgesinde çalışıyoruz ve siz bunları bulunca biz donarak ölmüş olucaz. Garip ama gerçek; Sıcağı ile meşhur ortadoğuda soğuktan donarak ölecektim. İşte benim çelişkim, Lenin, "Zıtların mücadelesi ilerlemedir" demişti. Şimdi ben ilerlemenin neresindeyim ? "Kim kazanmaya cüret eder" sözündeydim. Ben ve her milletten arkadaşlarım ile bu soğuk ortamdan kurtulabilecek miydim ? Cesaret desen cesaret değil, bu nedir ?
İki hafta öncesine dönersek daha iyi anlarız. İki hafta önce Special Air Services(SAS) kursundan mezun oldum. Bu kurs hayatımda aldığım ilk ve tek eğitim sayabilirim. Ama o kadar az şey öğrendim ki,
bir cümle ile özetleniyordu. Kim kazanmaya cüret eder ? Ben mi ? Sen mi ? Diğerleri mi ? İlk görevim uçağa binmek ve ortadoğunun ...... adlı ülkesine dönmekti. Bu dönüş, sadece eve dönüş değil aynı zamanda eski değersizliğimi çiğnemem için Tanrı'nın bana bahşettiği bir lütuftu. Bu lütfu geri tepemezdim. Bu durumda üniversitede öğrendiğim mesleğimin bir parçası olarak algoritmik düşününce adım adım yapmam gerekiyordu. Hoş kim üniversiteyi hatırlamak ister ki kazanan olmayınca ! Ben de sustum ve uçağa binip ülkeme döndüm. Ülkemde muhasebeci olarak iş başı yapacaktım ama bir kere kazanma cürretinin kaybedilişi artık sizi bırakmazdı. Ölüme ve sonrasına kadar bırakmazdı.
İşte bu durumda ortadoğunun bilinmeyen bu köşesine uzanan bir yola çıktım.Bu yolculuğa ne ad vericem bilmiyorum. Arkadaşların tabiri ile koşu adını verdim. Hayat koşusu. Bu koşuda önlere gelmek için Sas kursuna gitmiştim, gitmek için uğraşı vermiştim. Kazanan ben olmakayacaktım biliyorum ama gözümün gördüğü bir başkası da olmayacaktı. İşte buydu "Who Dares To Win" ya da diğer bir tabirle "Kim kazanmaya cüret eder"
Devamı yarına.
İşte ben böyle eğitildim ve yok oldum. Raporlardaki adım ile Çavuş Ahmet, gerçeği kim hatırlar ki ? Sonuçta Çavuş Ahmet'im. Yakın çalışma arkadaşımın tabiriyle "Who Dares To Win" için eğitildim. Onun lisanında böyle dendiği için dedim. Biz ortadoğuda kimsenin bilmediği bir bölgesinde çalışıyoruz ve siz bunları bulunca biz donarak ölmüş olucaz. Garip ama gerçek; Sıcağı ile meşhur ortadoğuda soğuktan donarak ölecektim. İşte benim çelişkim, Lenin, "Zıtların mücadelesi ilerlemedir" demişti. Şimdi ben ilerlemenin neresindeyim ? "Kim kazanmaya cüret eder" sözündeydim. Ben ve her milletten arkadaşlarım ile bu soğuk ortamdan kurtulabilecek miydim ? Cesaret desen cesaret değil, bu nedir ?
İki hafta öncesine dönersek daha iyi anlarız. İki hafta önce Special Air Services(SAS) kursundan mezun oldum. Bu kurs hayatımda aldığım ilk ve tek eğitim sayabilirim. Ama o kadar az şey öğrendim ki,
bir cümle ile özetleniyordu. Kim kazanmaya cüret eder ? Ben mi ? Sen mi ? Diğerleri mi ? İlk görevim uçağa binmek ve ortadoğunun ...... adlı ülkesine dönmekti. Bu dönüş, sadece eve dönüş değil aynı zamanda eski değersizliğimi çiğnemem için Tanrı'nın bana bahşettiği bir lütuftu. Bu lütfu geri tepemezdim. Bu durumda üniversitede öğrendiğim mesleğimin bir parçası olarak algoritmik düşününce adım adım yapmam gerekiyordu. Hoş kim üniversiteyi hatırlamak ister ki kazanan olmayınca ! Ben de sustum ve uçağa binip ülkeme döndüm. Ülkemde muhasebeci olarak iş başı yapacaktım ama bir kere kazanma cürretinin kaybedilişi artık sizi bırakmazdı. Ölüme ve sonrasına kadar bırakmazdı.
İşte bu durumda ortadoğunun bilinmeyen bu köşesine uzanan bir yola çıktım.Bu yolculuğa ne ad vericem bilmiyorum. Arkadaşların tabiri ile koşu adını verdim. Hayat koşusu. Bu koşuda önlere gelmek için Sas kursuna gitmiştim, gitmek için uğraşı vermiştim. Kazanan ben olmakayacaktım biliyorum ama gözümün gördüğü bir başkası da olmayacaktı. İşte buydu "Who Dares To Win" ya da diğer bir tabirle "Kim kazanmaya cüret eder"
Devamı yarına.
25 Şubat 2015 Çarşamba
Canlı Cenaze
Ben Ahmet, az önce patladım. Bu patlamanın nedenine gelmeden
önce beni tanımanız gerekiyor. Yoksa ne anlayışımız gelişir ne de olayı
anlayabiliriz. Gerçi anlayış gelişmeden olayı da anlayamayız. Ben aslında bir
bombayım. Evet canlı ve kanlı bir bomba, patlayacak şekilde tasarlanmışım.
Hayata gelişim bir amaç için, sadece bir amaç için. Patlamak ve zarar vermek
üzerine, bu kadar basit ve net bir amaç. Ama buna rağmen bu konu üzerine
ülkemde sayısız yarı profesyonel, ve on binlerce de profesyonel uzman bu duruma
kafa yoruyor. Garip bence ama kimseyi anlamsız da olsa para kazandığı bir iş
yüzünden yargılayamam.
Ben patladığımda 29 yaşındaydım. İşsiz değildim, aksine
imrenilecek bir işim vardı ama asıl cevap o değildi. Gerçek cevapları biz
yaratmayız, biz doğmadan onlar bizim ile birlikte yaratılır. Yani ben cevabı
bulmak üzere değil cevabı uygulamak için yaratılmıştım. Bu durumda yapacağım iş
üstüme bomba bağlayıp patlamak değildi. Bombanın kendisi olmaktı. Bu
tedirginlik verici gelmiyordu çünkü kaç balık yüzmekten tedirgin olur ? Bu
tedirginliği atlatan olmak birisi değildim çünkü bu tedirginlik hiç olmadı.
Kısacası net ve sade bir biçimde patladım ve bundan asla utanmadım.
Nerede kalmıştık ? Ben Ahmet soyadımın kaydını isterseniz
yanmış kimliğimden sadece baş harfi seçilen Y vardı. Bu Y harfinin de önemi
vardı o az önce bahsettiğim uzmanlar için ama dahası var bu kimlikte. O da
aslında sahte kimlik çıkartmanın nüfus müdürlüğünden çıkartmaya göre daha ucuz
olmasıydı. Bu durumda gerçek bilgilere ve sizin bilgilerinize sahip kimliği
sahte yapan nedir ? Ucuza yapılan kimliğin, asıl ve tek üreticisine rakip
çıkıldığı için yasadışı olduğu fikri var. Hayır, bundan değil ! Bunun sebebini
kimse bilmiyor ! Çünkü anlamsız. Bunu kabul edebilen insanın, büyük erdemlerin insanı
olduğunu fark etmek ise erdemlere ve aydınlanmaya giden ilk adım olmasıdır. İlk
adımı attın mı ? Gerisi gelecek dedi münzevi alkolik. Gerçi o da alkole
vermişti kendini yani anlamsızı kabul edemedi benim gözümde. Anlamsızlığı kabul
edenler, kendi anlamını yaratanlardır. Bunu da ben yaptım !
Bu sabah tek göz odamda yatakta yatarken tavana baktım.
Aslında ilk defa baktım çünkü bu tek göz odanın her yerinde boyalar kabarmıştı.
Kabarık boyalar ile yapabileceğim bir şey yoktu. Bu semtin havası ve doğası gereği
böyleydi. Yataktan kalktım, tuvalete gittim. Yüzümü yıkadım ve dedim ki aynaya
bu hayatın anlamını artık gerçekleştirmenin zamanı geldi. Bu durumda
yapılabilecek tek şey var dedim içimden. 10 dakika sonra siyah kadife pantolon,
siyah gömlek, ve siyah kadife ceket ile kapı önünde oldum. Artık işe
gidebilirdim. İşim çok alengirli bir iş değildi bence. Bir düğmeye bas, bir
kolu indir ve ekranda benim sıfatımı yazan bir iş olacak kadar kolaydı. Bu
durumda yapacağım iş kısaca emirlere itaat et ve daha fazlasına da karışma
şeklinde olacaktı. Bazıları bu tanıma kızabilir ama ben böyle kabul ettim onu.
Bu durumda yapabileceğim tek şey zaman döngüsünü ve zamanın devri daim düzenine
uymaktı girmekti.
Bu düzene üniversitede uydum ilk ve çalıştı. Yani hayatta
cevaptan uzaklaşamaya üniversitede başladım. Bu uzaklaşma ise bana bir bedele
neden olmadı, zaten onu yaşayacaktım. Bir nevi avcısına teslim olan ceylan
gibiydim. Başka ceylanlar farklı davranmadı mı ? Evet davrandı. Onlar
yakalandıklarında teslim oldular benim gibi. Ama sonrasında ilk avcının
ardından gelen ikinci avcıyı kovaladığı anı bir fırsat olarak yakaladıkları
anda kaçtılar. Sonuç değişmedi ve üçüncü avcı avladı onları. Ama yine de eminim
çok eğlendiler bu durumdan. Gerçi izlemesi bence de keyifliydi ama ben uğruna
doğduğum amacımı gerçekleştirmeliydim yoksa doğanın yasaları bozulacaktı. Yani
otçul olarak etçillere av olmalıydım. Bunu savunanlara neden diye sorduğumda
eğer ben av olmazsam otların av olacağını söylediler. Ne kadar da çevreciler…
Üniversitede ilk defa birisi geldi bana ve dedi ki neden
senin sevgilin yok ? Yoksa homo musun ? Ona hayır yok çünkü okuldaki kızlardan
kimseyi tanımıyorum dedim. O da dedi ki, sen homo değilsen o seni bulur. Yüzüne
baktığımda uydurduğunu anlıyordum ama tamam dedim. Dersime gittim. Çıkınca
kampüste o adamı uzaktan gördüm, o sağımda kalırken ben sola gittim kasten.
Kapı sağımda kalmasına rağmen. Kampüste biraz turladıktan sonra kapıdan çıktım.
Yurda gitmek için minibüse bindim. Yurda gelir gelmez yatağıma yattım ve uyudum.
Uyudum çünkü yoruldum, yoruldum çünkü düzene uymamıştım. Bu durumda zamanın
döngüsüne ve devri daimine uymayı öğretti bana. Üniversiteden mezun olana kadar
zaman döngüsü benim yanımdaydı çünkü ona boyun eğdim. Boyun eğen herkes
kazanıyordu. Kazanmak ise ona uyum sağlamaktı. Herkes gibi, herkes için, herkes
tarafından hayatının yönetilmesiydi. Benim hayatım böyle bir saçmalığı
barındıracak kadar genişti.
Bugün evden çıktığımdan beri aklımda bir tek şey vardı. O da
artık diğerlerinden daha hızlı düşünebildiğimdi. Bunun nedeni hayatımın amacına
uymamdı. O zaman kafamın içindeki düşünceler uçar gibi hareket ediyordu. Bu
durumda karar vermem aslında doğaçlama oluyordu. Bir an için karar veriyor ve
bir an sonra o karara uyuyordum. Sorsalar neden diye o zaman cevaplamak için
karşı tarafın bir şeyler demesini beklerdim. İş yerine gittim ve bilgisayarımı
açtım. Açılınca fark ettim ki, tam zamanında gelmişim iş yerine. Akşam oldu
çalışırken ve ilk dolunayımda ilk cevap için çırpınacaktım.
İlk cevap aslında cevabın olmadığı söylenmişti. Bu cevap
için zil zurna sarhoş olmam gerekiyordu. Bir arkadaşım ile zil zurna sarhoş
olmak için meyhaneye gitmek için yola koyuldum. Giderken aklıma tek şansım
olduğu geldi ve dedim ki eğer cevabı bulamazsam hayata geliş amacım olan patlama
görevini yaparım. Meyhanede yarım saat durmadan gelen içkileri sek içtim. Ondan
sonra artık hiçbir soruyu cevaplayamayacak hale geldim. Cevabı anlamıştım ve uyuya
kaldım.
Akşamdan eve bırakan arkadaşım sayesinde sokakta uyumaktan
yırttım. Bu durumda yapacağım tek iş vardı. İkinci dolunayı beklemekti. Neden
dolunay dediklerinde eğer beceremezsem beni suların çekildiği yere gömmek için
demişlerdi. Bunun asıl cevap olmadığını adamın yüzünden okumuştum. Bu cevabı
kabul etmiyordum çünkü insan zamanı gelene kadar ölümsüzdü. İkinci dolunay
gelene kadar her şey otomat teorisine uygun işlemişti. Bir otomat makinesi gibi
tek düze ve zamanın düzeni ile barışık şekilde geçmişti. Ben bu anlaşmaya sadık
kalıyordum çünkü zaman ile kapışmak ancak onu kaybetmeye yarardı. Ben ise onu
yaşayacaktım.
İkinci dolunay gelmeden bir gün önce haber geldi. Haberi
veren epostada soru yazıyordu. Soru hayatının amacını gerçekleştirmekten seni
alan neydi ? Tabii ki de hayatın kendisiydi ! Bu durumda ikinci soru için gerçek
amacımı gerçekleştirmeliydim. Eve giderken bir adet traş bıçağı aldım. Eve
gidince bileklerimi kesmeyi planlıyordum. Eve gidince boğazımı kesmeye karar
verdim.
Sonuç ne diye soran olacak olursa diye söylüyorum,
buradayım. Patladım ve hayatıma benden önce yüklenen anlamı bitirdim. Bu
saatten sonra konuşmak boş konuşmaktır. Cenazemin kaldırılma işlemine katılmak
benim için değişiklik olmayacaktı çünkü kimse gelmeyecekti. Gelmeyeceğini
biliyorum çünkü zamanın düzeni ve devri daimine karşı gelmiştim. Onlar hayata
geliş amacını gerçekleştirmeye karşıydı. Bu durumda burada beklemeye mahkumum.
Burası dediğim yerin adı yok, yokluklar içindeyim. Varlık çok uzağımda kalıyor.
Pişman değilim ama aynı zamanda neden olduğum yıkımı düşünüyorum, sadece
düşünüyorum. Çünkü düşünmede yokluk vardır. Ben ise eylem için doğdum.
17 Eylül 2011 Cumartesi
İstanbul'da bir Aydın - 3
Kitabı geri veren bay Kelam,arkasına bile bakmadan odadan çıktı,tabii Harun'da arkasından kuyruk gibi takıldı,hızlıca bahçeye çıktılar ve ilk gördükleri banka oturdular.
Devamı gelecek...
Devamı gelecek...
İstanbul'da Bir Aydın - 2
-Elbette şimdi gidebiliriz ama İstanbul'u görmek istemez misiniz ? dedi
Aslında zaman kaybetmek çok güzel birşeydir ama benim işimde değil diye düşündü Bay Kelam
-Hayır bir an önce el yazmalarını görmek istiyorum ve bunun için enstitü yolundan ibaret bir istanbul turunu tercih ederim dedi ve kaderine baktı ki,Harun da boyun eğmeye pek uysal bir durumda idi.
Enstitüye varmalarından sonra bölüm başkanının odasında 1 saatlik görüşme boyunca nezaket icabı dışarıda bekleyen Harun içimden okkalı küfürler savurdukça Bay Kelam aslında bu işe yaramaz görüşmenin işe yarabileceğine inanmaya başladı.
Bölüm başkanı bey elindeki belgeleri tam olan Bay Kelam'a
-Adınızı ilk defa duydum,belgeleri kontrol etmem gerekli dedi,Bak Kelam bunu da gereksiz kılacak bir belge uzattı Bölüm başkanına...
Yarım saat sonra bölüm başkanı istemesede 700 yıllık yazma eserin bir kopyasını cd'de Bay Kelam'a uzatıyordu ki
-Orijinalleri üzerinde inceleme yapma hakkına sahipim dedi Bak Kelam,Bölüm başkanı
-Haberim var,lütfen beni takip edin dedi.
Birlikte 3 kat yukarı çıktılar ve nadide eserlerin olduğu odaya parmak izi ile girdiler,kitabı eline alan Bay Kelam
-İşte en sonunda 700 yıl sonra yeniden karşıma çıktı ve bu sefer onu yenicem dedi içinden ve bildiği güzel bir şarkı saydığı Büyüyü söyleye başladı;
-Sabbooth Mabbooth Habbooth kristo destructo,coma hola gee,gele ve sabbooth rolaz de Habbooth dedi ve kitaba üfledi.
Aslında zaman kaybetmek çok güzel birşeydir ama benim işimde değil diye düşündü Bay Kelam
-Hayır bir an önce el yazmalarını görmek istiyorum ve bunun için enstitü yolundan ibaret bir istanbul turunu tercih ederim dedi ve kaderine baktı ki,Harun da boyun eğmeye pek uysal bir durumda idi.
Enstitüye varmalarından sonra bölüm başkanının odasında 1 saatlik görüşme boyunca nezaket icabı dışarıda bekleyen Harun içimden okkalı küfürler savurdukça Bay Kelam aslında bu işe yaramaz görüşmenin işe yarabileceğine inanmaya başladı.
Bölüm başkanı bey elindeki belgeleri tam olan Bay Kelam'a
-Adınızı ilk defa duydum,belgeleri kontrol etmem gerekli dedi,Bak Kelam bunu da gereksiz kılacak bir belge uzattı Bölüm başkanına...
Yarım saat sonra bölüm başkanı istemesede 700 yıllık yazma eserin bir kopyasını cd'de Bay Kelam'a uzatıyordu ki
-Orijinalleri üzerinde inceleme yapma hakkına sahipim dedi Bak Kelam,Bölüm başkanı
-Haberim var,lütfen beni takip edin dedi.
Birlikte 3 kat yukarı çıktılar ve nadide eserlerin olduğu odaya parmak izi ile girdiler,kitabı eline alan Bay Kelam
-İşte en sonunda 700 yıl sonra yeniden karşıma çıktı ve bu sefer onu yenicem dedi içinden ve bildiği güzel bir şarkı saydığı Büyüyü söyleye başladı;
-Sabbooth Mabbooth Habbooth kristo destructo,coma hola gee,gele ve sabbooth rolaz de Habbooth dedi ve kitaba üfledi.
İstanbul'da bir Aydın-1
Bay K... İstanbul'a geleli yarım saat oldu ve alışkanlıkları göze çarpmaya başladı dedi Harun,nelerdi ki göze çarpan alışkanlıkları yoksa Harun adamı sevmediğini mi belli ediyordu ? Bilinmez ama top sakalı,çerçevesiz gözlüğü ile Bay K... tam bir teknik üniversiteli havası içindeydi,sanki o kadar esprili yorumları kendi yazmadı da sekreterine yazdırdı.
Harun orta yaşına gelmiş bir doktora öğrencisi idi ve rehberlik etmeyi kabul etmesinin nedeni doktora babasının ondan istediği özellkleri kapacağını düşündüğü adam idi Bay K...,Bay K...'ya gelince kendisi aslen Şeytan'ın ta kendisidir,evet o kadar halk hikayesinde ve dinde geçen şeytanın ta kendisi ama insanların arasında insan bedenine bürünüyor ve amacına ulaşmak için Efendisinden emir almsada kalü belada aldığı görevi yerine getirmek için yanım tutuşmasına gerek yoktu zaten cehennemi en an ensesinde hissediyordu.
Cehennemin ateşlerini geride bırakırsak Bay K... Dünyaca meşhur Otel Z...'ye yerleşti sabah 10'da Harun'un lobide yeni tanıştığı kıza kur yaptığını bildiği için acele etmesine gerk yoktu da,saçma dünya işleri bekler ama kalü beladan kalma görev beklemezdi.Saat11.30'da Harun'un kur yaptığı kız gitmişti ve bunu fark eden Bay K... zaman kaybetmeden otelin lobisine indi ve Harun'u görünce şaşırmış gibi yaparak yanına gitti,Harun bu şaşkınlığa gayet yapmacık bir şaşkınlıkla karşılık verdi ama Bay K... bunu da anladı ne de olsa Haurn ile Bay K...'nın çok ortak noktası vardı mesela ikiside Aydın ve entellektüel görüşleri bilinen insanlar id sonra ikiside edebiyat eleştirmeni idi ve medeni cesareti ile Harun önde idi.
Bay K... vakit kaybetmeden sordu;
-Kütüphane'ye bugün gitmemiz mümkün mü ?
Adınızı tam anlayamadım dedi,Harun
-Adım Lucifer dedi içinden Bay K... ama dışından Bay Kelam dedi.
-Tanıştığımıza memnun oldum dedi Harun.
Harun orta yaşına gelmiş bir doktora öğrencisi idi ve rehberlik etmeyi kabul etmesinin nedeni doktora babasının ondan istediği özellkleri kapacağını düşündüğü adam idi Bay K...,Bay K...'ya gelince kendisi aslen Şeytan'ın ta kendisidir,evet o kadar halk hikayesinde ve dinde geçen şeytanın ta kendisi ama insanların arasında insan bedenine bürünüyor ve amacına ulaşmak için Efendisinden emir almsada kalü belada aldığı görevi yerine getirmek için yanım tutuşmasına gerek yoktu zaten cehennemi en an ensesinde hissediyordu.
Cehennemin ateşlerini geride bırakırsak Bay K... Dünyaca meşhur Otel Z...'ye yerleşti sabah 10'da Harun'un lobide yeni tanıştığı kıza kur yaptığını bildiği için acele etmesine gerk yoktu da,saçma dünya işleri bekler ama kalü beladan kalma görev beklemezdi.Saat11.30'da Harun'un kur yaptığı kız gitmişti ve bunu fark eden Bay K... zaman kaybetmeden otelin lobisine indi ve Harun'u görünce şaşırmış gibi yaparak yanına gitti,Harun bu şaşkınlığa gayet yapmacık bir şaşkınlıkla karşılık verdi ama Bay K... bunu da anladı ne de olsa Haurn ile Bay K...'nın çok ortak noktası vardı mesela ikiside Aydın ve entellektüel görüşleri bilinen insanlar id sonra ikiside edebiyat eleştirmeni idi ve medeni cesareti ile Harun önde idi.
Bay K... vakit kaybetmeden sordu;
-Kütüphane'ye bugün gitmemiz mümkün mü ?
Adınızı tam anlayamadım dedi,Harun
-Adım Lucifer dedi içinden Bay K... ama dışından Bay Kelam dedi.
-Tanıştığımıza memnun oldum dedi Harun.
Etiketler:
Lucifer,
Sabbooth,
Woland esintili
21 Mart 2011 Pazartesi
ruby on rails 3
ruby on rails öğrenmek için lynda'nın eğitim setini kullanıyorum ve güzel de gidiyor sayılır sadece doğru soruyu nasıl sorarım onda zorlanıyorum yoksa cevaplar var elimde ve ben kullanamıyorum bu bilgiyi,bilgiyi kullanamamak ise büyük bir sorun oluyor bana.Aslında ben uğraşıp öğreneceğime birileri söylese daha güzel olmaz mı ? en azından Amerika'yı yeniden bulmak gibi geliyor bana açıkçası.Acaba gerçekten öyle mi yoksa tam tersi mi ? Birisi açıklasa süper olur açıkçası.
Etiketler:
ror,
ruby on rails,
web development
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




